|
|
||
|
Vehbi AKŞİT AFYON – Başmakçı Müftüsü |
||
|
ALLAH KORKUSUNUN TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Yüce
Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Ey
İman Edenler! Allah ’tan korkun ve herkes, yarın için göndermiş
olduğuna baksın. Hem Allah ’tan korkun; çünkü bütün yaptıklarınızdan
haberdardır.”[1] Allah
’tan gerçek manada ve hakkıyla korkmak, insanı dünya ve ahiret
saadetine kavuşturur. Allah korkusu
her türlü iyiliğin, faziletin, hikmet ve adaletin başıdır, kaynağıdır. Unutmamak
gerekir ki, Allah korkusu
iman ve ilim derecesidir. Bu bakımdan Allah ’tan en çok korkanlar imanı
son derece kuvvetli olanlar ve alimlerdir. Bunun dışında kalanlar ise
imanları ve ilimlerinin derecesi ölçüsünde Allah ’tan korkarlar. Allah
’tan korkun. O’na ibadet ve itaat edin. Herkes yarın için, kıyâmet
günü için yaptığı amellerine baksın. İyi biliniz ki, Allah ,
herkesin yaptığı hayır ve şer ne varsa hepsini biliyor. Kur’an-ı
Kerim’de pek çok ayet, bu konu ile ilgili ifadelerle dolu... Bu
korkunun esası: Allah ü Teala’nın her şeyi bildiği, gördüğü,
duyduğu ve bir gün bunların hesabını soracağı esasına dayanır.
Yapılan hiçbir iyilik veya kötülüğün zayi olmayacağı, hiçbir mücrimin
hesap ve cezadan kurtulma şansının bulunmayışı, Allah ’ın azabının
çetin ve önüne geçilmez oluşu, bu korkuyu meydana getirir. Gerçekten
ahlakı yükselten, insanı faziletin zirvesine ulaştıran Allah
korkusudur. Allah korkusu
diğer korkulardan hiçbirine benzemez. Din
Psikolojisi’nde korku iki kısma ayrılır: Birinci
kısmı insanı korktuğu varlıktan uzaklaştırır. Mesela: Issız bir
ormanda yalnız başına kalan bir insan, yırtıcı ve vahşi
hayvanlardan korkmaya başlar. Bunun için de ormandan bir an evvel uzaklaşmak,
kaçıp kurtulmak ister. Kurtuluşu korktuklarından kaçmakla bulur. Öyle
kabul eder. İkincisi
ise, insanı korktuğu şeye yaklaştıran korkudur: Mesela: Bir çocuk
hata yapar, hata nedeniyle de anasından, babasından korkar. Babasının
hiddet tokadını yemiş olsa bile, yine kendisini babasının şefkat ve
merhametle dolu olan kucağına atar. Selameti orada bulur. Yani kurtuluşu
korktuğu babasından kaçıp uzaklaşmakta değil, babasına yaklaşmakta,
onun merhamet kucağına sığınmakta bulur. Bunun
gibi Allah ’tan gerçek anlamda korkan insan da Allah ’tan korkmakla
O’nun merhametine sığınacak ve emirlerine teslim olacaktır. Allah
korkusunu, korktuğuna yaklaşma anlamında alacağız. Bir insan için
en büyük saadet, Rabbinin hiddet tokadını yiyince, O’nun şefkat ve
merhametine sığınmada ve emirlerine teslimiyettedir. Aslında
Allah korkusu; Allah ’a karşı
hürmet ve ta’zim manasınadır. Bir kimsenin düşmanından hissettiği
korku manasına değildir. Allah korkusu,
Allah ’ın emirlerine itaat, nehiylerinden çekinmek şeklinde tecelli
ederse makbüldür. Allah korkusunun
da, Allah sevgisinin de bir
başka yoldan izahı yoktur.[2] Allah
korkusu ile Allah ’a ve Rasülüne itaat birbiri ile aynı ölçüde
artar ve eksilir. Korku ne derece ise itaat da o derece olur. Allah ’tan
korktuğunu veya Allah ’ı sevdiğini iddia eden fakat O’na isyan
halinde bulunan, isyanda devam eden kimsenin iddiasına itibar edilmez. Kur’an-ı
Kerim’de Lokman (a.s.)’ın oğluna yaptığı nasihat anlatılır.
Hazret-i Lokman, Allah korkusunu
anlatırken der ki: “Yavrucuğum!
Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında
bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin
derinliklerinde bulunsa, yine de Allah
onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah , en ince işleri görüp
bilmektedir ve her şeyden haberdardır.”[3] Bilmek
ve tanımak sevgiye, sevgi ise hakiki bir imana bağlıdır. Hakiki iman
sahibi ise, Rabbinin sevgisini kaybetmekten korkar. İşte Allah
(c.c.)’ın korkusunu bu seviyeye vardırmak lâzımdır. Zira
bunun özünde Allah ’a aşık olmak vardır. Allah ’a aşk ve
muhabbetle, gönülden gönüle gelen sevgiyle ve istekle yapılan ibadet
ise, O’nun gazabından ve azabından korkuyla yapılan ibadetten daha kıymetlidir.[4] Allah
korkusunu gönlünde taşıdığını ifade eden bir mü’min,
Allah ’ın huzurunda haftadan haftaya, aydan aya da bayramdan bayrama
alnını secdeye koyuyorsa, kendini yalanlamış olur. Allah
’ı hatırlamanın ve O’ndan korkmanın en büyük alameti namaz kılmaktır.
Beş vakit namaz mü’mine kesinlikle farzdır. Hac ve zekat zenginlik
olursa farzdır ama namaz, hiçbir şart aranmaksızın müslüman, akıl-bâliğ
erkek ve kadına kılınması farz olan en büyük ibadettir. Günde
beş defa yüce Mevlamızın huzurunda durup hesaba çekildiğimizi düşünmek,
insanı ne denli büyük kazançlara ulaştırır. Allah ’tan korkusu
onu eritir, “yarın nasıl hesap vereceğim” diye düşündürür.
Harama el uzatmak, haktan ayrılmaz, herkese yardım eder. ALLAH
’TAN HAKKIYLA KORKAN Yüce
Rabbbimiz bir ayet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor: “Allah
’ın kulları içinde O’ndan hakkıyla korkanlar, alimlerdir.”[5] Alimler,
Allah ’ı bilen ve O’na tazimde bulunarak saygı besleyenlerdir. Bir
hadiste: “Rütbelerin en yükseği ilim mertebesidir” denilir. Ayette
bahsi geçen ilim, imanla birleşen ilimdir. Çünkü iman ahiret hayatını
da garanti altına alır; imansız ilim ise insanlara sadece geçici dünya
faydaları sağlar.[6] Böyle
bir iman ve korku, insanı bütün fenalıklardan uzaklaştırıp, üstün
meziyetlere sahip kılar. Allah korkusu,
insanı olgunlaştırır, kemale erdirir. Nefsin esaretinden, şeytanın
tuzağından kurtarır. GERÇEK
KORKU Allah
’tan hakkıyla ve gerçek manada korkmamız istenmekte ve hatta
emredilmektedir. Şöyle ki Cenâb-ı Hak bir ayet-i kerimede: “Ey
iman edenler! Allah ’tan nasıl korkmak gerekiyorsa (lâzımsa) öylece
korkunuz ve ancak Müslümanlar olarak can veriniz.”[7] Müfessirlere
göre “Allah ’tan, O’na yaraşır şekilde korkma”nın anlamı, Müslümanın,
bütün varlığı ile Allah ’ın emirlerini yerine getirmeye ve
yasaklarından kaçınmaya çalışmasıdır. Nitekim Abdullah b. Mesud
(r.a.) ayetin bu kısmını şöyle açıklamıştır: “O’na
asi olmayıp itaat etmek, nankör olmayıp şükretmek ve O’nu unutmaksızın
hep hatırda tutmak.”[8] Allah
’tan hakkıyla korkmak Bakara Suresinin (
) 2. ayetinde açıklandığı gibi, “takva mertebelerinin en mükemmelidir”
ki, iki mana ile düşünülür: 1.
Birisi her yönden Allah ’a itaat edip, hiç isyan etmemek, daima
zikir (Allah ’ı anma) üzere bulunup, hiç unutmamak ve her halde şükredip
hiçbir nankörlüğe düşmemektir ki, ilâhi şan ve büyüklüğe lâyık
olmak manasına “Hak takva” demektir. 2.
İkincisi, Allah yolunda
hakkıyla, gücünün yettiği kadar gayret etmek ve bu konuda hiç
kimsenin kınamasından korkmamak, hatta anası, babası veya kendi
aleyhinde bile olsa Allah için
adalet ve doğruluktan ayrılmamaktır ki, bu hak vücub (lüzumlu,
gerekli) ve sabit olmak manasınadır.[9] Merhum
Mehmet Akif ERSOY da, fazilet hissinin kaynağını bakın ne güzel
ifade etmiş: “Ne
irfandır veren ahlâka, ne vicdandır; Fazilet
hissi insanlarda Allah korkusundandır.” Hazret-i
Ömer (r.a.), bir gece tebdil-i kıyafet ederek şehri dolaşmaya çıkar.
Şehrin dışında çadırımsı bir evde garip sesler duyar. Eve yaklaşır
ve görür ki; bir adam evdeki kadına zorla tecavüz etmek ister. Namuslu
kadın ise, şiddetle karşı koymaya çalışarak bağırmaktadır. Adam: -
Aman
kadın sus! Bu sesi sonra Hz. Ömer duyar, beni cezalandırır.” Der.
Bunun üzerine kadın: -
Behey
zalim! Ömer seni cezalandırır da, Hz. Ömer’i, seni ve beni hatta bütün
kâinatı yaratan, yoktan var eden Allah
cezalandırmaz mı? Hz. Ömer bir insan olduğu halde korkarsın da
neden Allah ’tan korkmazsın?” diye çıkışır. Bu
haklı sözler karşısında mütecaviz adam derhal kendisine gelir,
nefsine uymaktan vazgeçer, ağlamaya başlar. Tevbe-istiğfar eder. Kadından
da af ve özür diler. Nedamet hisleri ile çıkar gider!.... HAŞYET
VE SAYGIYLA KORKMAK “Gerçekten
Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar.”[10] Ayette
geçen “haşyet” ve “saygıyla korkmak” bir ruh halidir ki
kitaplardan değil yaşayarak öğrenilir. Genelde “saygıyla
korkanlar” manası verile “müşfikûn” teriminde bile denge bariz
biçimde görünüyor. Birbirlerine zıt gibi gelen “saygı” ile
“korku” aslında ferdin Allah karşısındaki
ruh halini dengeleyen eşit iki ağırlık. Hemen sonraki ayetlerde bu
denge kendini daha açık bir biçimde belli ediyor: “Ve
onlar Rablerine döneceklerinden dolayı verdiklerini kalpleri ürpererek
verirler.”[11] Evet,
vereceksiniz; ama vermiş olmanın sevinci, şımarıklığı ve gururu
yerine dönüp bir de ürperti duyacaksınız; hem de ta yüreğimizde...
Vermiş olmanın getirdiği “umudunuza”, verdiğinizin kabülünden,
amelinizin salih olup olmadığından emin olamamaktan gelen bir
“korku” ile dengeleyeceksiniz. Eğer bu şekilde yapabilirsek, bir
hayrı, hayırlı bir usül, hayırlı bir niyet ve hayırlı bir gaye için
yapan “hayırlılar” dan olmanın muştusu da Kur’an’dan: “İşte,
onlar hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedir.”[12] Allah
’tan hakkıyla korkmak, ferdin ahlâkını yükseltir. Aileye huzur
verdiği gibi, cemiyetin de huzur ve refahını temin eder. Çünkü insan
daimi olarak yaratanın (Allah ’ın) murakabesi altında olduğuna inanır.
Başkalarının haklarına tecavüz etmez, harama yaklaşmaz. Allah ’ın
emirlerinden Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetinden dışarı çıkmaz.
Hak ve hakikatten ayrılmaz. Çünkü Allah ’ın gerçek dostları böyle
yaparlardı... Bir
misâl: Hz.
Ömer (r.a.), Muaz b. Cebel’i tahsilata göndermişti. Dönüşte evine
hediyesiz geldiği için, hanımı sordu: -
Hani
tahsil ettiğin şeylerden bir miktar olsun bize getirmedi mi? Hz. Muaz
hanımına şöyle cevap verir: -
Bir
şey alamadım, zaten alamazdım da. Çünkü yanımda bir murakıb vardı. Kadın
buna fena halde kızdı ve içerledi: -
Yâ!
Öyle mi? Sana Peygamber (s.a.v.) güvenirdi. Hz. Ebubekir de güvenirdi.
Demek Hz. Ömer güvenmedi de yanına murakıb görevlendirdi.” Dedi. Ve
Muaz’ın hanımı, Muaz bin Cebel’in evde olmadığı bir zaman Hz. Ömer’in
evine koştu. Hz. Ömer (r.a.)’i evde bulamayınca durumu hanımına
anlattı. Kocasına Hz. Ömer’in güvenmediğini, yanına bir murakıb görevlendirdiğini,
bunun için de üzüntü ve teessürlerini bildirdi. Hz. Ömer (r.a.) eve
dönünce hanımı olup bitenleri, Hz. Muaz’ın hanımının dediklerini
bir bir anlattı. Hz. Ömer (r.a.) düşündü, kendisinin murakıb görevlendirmediğini
ve Muaz’ın da yalan söylemeyeceğini bildiği için hayretler içinde
kaldı. Hz. Muaz’ı huzuruna çağırttı ve kendisine sordu: -
Yâ
Muaz; bilirim ki, sen yalan söylemezsin. Halbuki ben seninle bir murakıb
da göndermemiştim. Nasıl oluyor da böyle söylüyorsun?” Bunun
üzerine Hz. Muaz (r.a.): -
Yâ
Emire’l-Mü’minin! Beni murakabe eden; seni senden, beni benden daha
iyi bilen Allah ’tır (c.c.) dedi. Hz.
Ömer (r.a.) bu cevaptan çok memnun kaldı ve çok hoşlandı. ALLAH
’TAN TAŞLAR BİLE KORKAR “Bundan
sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi veya daha katı
oldu. Zira öyle taşlar vardır ki, içinden nehirler fışkırır. Öylesi
de vardır ki yarılıp içinden su çıkar. Bazı taşlar da Allah
korkusundan aşağı yuvarlanırlar. Allah
Teala yaptığınız işlerden gafil değildir.”[13] “Eğer
bilseydik her gün en çok kullandığımız ve kirlettiğimiz
kalbimizdir. Onu pislik içerisinde koyduğumuz için, Allah
korkusundan dökülen yaşlarla yıkamadığımız için hayıflanacaktır.”[14] ALLAH
’TAN KORKANDAN HER ŞEY KORKAR Allah
(c.c.) kullarına hayat vermiş, akıl, zekâ, servet ve devlet
vermiş. Birçok lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Kula düşen, ona yakışan
görev de Allah ’ın emirlerini yerine getirmek suretiyle, verdiği
nimetlerin şükrünü eda etmek, Allah ’tan korkup emirlerine sımsıkı
sarılmak olmalıdır. Allah
korkusu, güzel ve kuvvetli imandan doğar, meydana gelir. Bir
insan Allah ’ın varlığını, bildiğini, azamet ve kudretini, emir ve
yasaklarına rivayetin lüzum ve önemini bilirse, ona göre amel eder.
Allah ’ın emrinden dışarı çıkmaz. Hiç kimseye fenalıkta
bulunmaz. Bunun menfaati ve karşılığı olarak da kendisi bütün
korktuklarından emin, umduklarına nail olur. Allah
korkusundan mahrum olan bir şahıs ise dünyada fırsat buldukça
her türlü kötülükleri işler. Kendisini ebedi felâkete maruz bırakır.
İnsanların başına bir belâ kesilmiş olur. Allah ’tan korkmadığı
için her şeyden korkar. Allah
’tan korkan, ahiret gününe ve hesaba çekileceğine inanan kimse, hiçbir
kötülük yapmaya cüret ve cesaret edemez. Başkalarının malına, canına,
ırz ve namusuna tecavüzde bulunamaz. Allah ’ın emrine, Peygamber
(s.a.v.)’in sünnetine muhalefette bulunamaz. Allah
korkusu kulun elinde bir kurtuluş vesikasıdır. Korku bulunan
kalbe küfür, nifak ve şirk giremez. Allah
korkusu imanlı bir kalbin ziyneti ve sağlam cihazdır. Ahirette
Cennnetle müjdelenmek isteyenler, dünyada iken Allah ’ın korkusuyla
marifet meyvesini yiyenlerdir. Bütün hikmetlerin başı Allah
korkusuna bağlıdır. Fertlerin kalbinde Allah
korkusu bulunan milletlerin asayişi, nizam ve intizam bozulmaz.
Aralarında cinayetler, tefrikalar, fitne ve fesatlar, düşmanlık buğuzları,
haksızlıklar su-i isti’maller.... olamaz. Mal, can, ırz ve namus
hususunda herkes birbirinden emin olur. Yüce
Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “İşte
o şeytan, ancak kendi dostlarına korkutur. Şu halde eğer gerçekten mü’min
iseniz, onlardan değil, benden korkunuz.”[15] İnsan
yalnız Allah ’tan korkmalı, Allah ’tan korkanlardan her şeyin
korkacağına inanmalıdır. İNSANLARIN
KORKULARI Allah
’ın korkusundan yanında, bazen insanların da kendi aralarında çeşitli
korkuları vardır: Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: 1.
Gece: Bazı insanlar gecenin getirdiği sessizlikten, karanlıktan
korkar. Gündüz olunca bu korku sona erer. 2.
Bıçak, tabanca, vs. Bıçak, tabanca vs. gibi öldürücü özelliğe
sahip olan bu aletlerden korkmayan insan çok azdır. Bıçak ekmek kesmek
için kullanılırken, adam bıçaklamak için de kullanılır. Bundan
dolayı bıçak ve tabanca insanların korktuğu şeyler arasındadır. 3.
Yalnızlık: Yalnız kalmak da insana korku verir. Özellikle kadınlar
evde tek başına kalmaktan korkarlar. Yanlarında küçük bir çocuğu
bile olsa yatarken mutlaka bir korku basar. Bu yüzden başka bir kadını
veya yetişmiş bir komşu kızını çağırır. Kendini emniyette
hisseder ve rahat bir şekilde uyur. 4.
Yükseklik: Yükseklik korkusu da bazı insanlarda var olan bir
korkudur. Yüksek bir yerden aşağıya bakamaz. Bir an önce o yerden
uzaklaşmaya çalışır. 5.
Yırtıcı hayvanlardan korkanlar: Yılan, köpek, aslan gibi
hayvanlardan korkanlar olduğu gibi fareden korkan insanları toplumda görmek
mümkündür. 6.
Ölümden korkanlar: Ölüme hazırlıklı olmayanlar, ölüm
kelimesinin soğukluğunu en yakından hissederler. Ölümden korkanlar
olduğu gibi, ölüden korkanlar da vardır. Şahıslar
da birbirinden korkarlar: 1.
Kadın kocasından veya koca hanımından korkar: Erkek aile üzerinde
hakim, yönetici konuma sahiptir. Bu yüzden bu korkuyu her zaman görmek
mümkündür. 2.
Öğrenci öğretmeninden: Öğretmen ders anlatırken, öğrenci
can kulağıyla dinler. Derslerinde başarılı olmak için çok çalışır.
Öğretmenin azarından, paylamasından korkar. 3.
Memur amirinden: Amir emretme yetkisine sahiptir. Memur da
emredilen kimsedir. Amir memuruna sicil notu verir. Yükselmek isteyen
memur, amirine itaat eder. Bir soruşturma geçirmemek için amirinden
korkar. 4.
İşçi patronundan: İş bulmanın zor olduğu günümüzde, iş
bulanlar işten çıkmamak için patronlarından korkarlar. Verilen işleri
zamanında yapmaya çalışırlar. ALLAH
KORKUSUNUN İNSAN HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Cemiyet
hayatının düzenli olmasında en önemli faktör Allah
korkusudur. Allah korkusu,
Yüce Rabbimizin emirlerine uymak, yasaklarından sakınmak, O’na
isyandan uzaklaşmaktır. Kalplere yerleşen bu korku kötülüklere engel
olur. Zira Allah ’tan korkan bir mü’min, her an Rabbini kendisiyle
beraber hisseder. O’nun denetim ve gözetiminde olduğunu aklından çıkarmaz.
İnsanlar, bir gün yaptıklarının hesabını vereceğinin idraki içinde
olmalıdır. Böyle düşünen bir mü’min kötülük yapamaz. Hırsızlık
yapamaz. Kan davası güdemez. Haksızlık ve yolsuzlukta bulunamaz. Kısacası
dinimizin yasakladığı hiçbir şeyi yapamaz. Allah
korkusu Cenab-ı Hakk’ın emridir. Nitekim Kur’an-ı
Kerim’de: “Ey
iman edenler! Allah ’tan korkun (emirlerine bağlanın, yasaklarından
sakının) ve doğru söyleyin ki, (Allah ) işlerinizi düzeltip size
muvaffakiyet versin. Günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ’a ve
Rasülüne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.”[16] Bu
ayet-i kerimede gördüğümüz gibi dünyevî işlerin düzenli olması,
uhrevî saadetin elde edilmesi, Allah
korkusuna bağlıdır. Allah korkusu
diğer korkulardan farklıdır. Genellikle insanoğlu zararlı şeylerden
korkar. Ama Allah ’tan O’nu sevdiği, O’na gerçek kul olmayı
istediği ve kemale ermeyi arzuladığı için korkar. Kalbinde Allah
korkusu olan mü’mini Allah ’a yaklaştır. Cennete kavuşturur.
Cehennemden uzaklaştırır. Kalbinde Allah
korkusu, fikrinde Peygamber muhabbeti bulunmayan bir kimse de dünya
ve ahiret saadetini tadamaz. Refah ve mutluluğa erişemez. Her insanın
başına bir zabıta dikmek imkânsız olduğuna göre bütün kötülükleri
önleyecek, yolsuzluklara DUR diyecek, ahlâksızlıklara son verecek
yegane güç kalplerdeki Allah korkusudur. Hz.
Ömer (r.a.)’in halifeliği sırasında, satacakları süte su karıştırılmasını
emreden anneye kızının: -
Anne,
süte su karıştırmayı Halife Ömer yasaklamadı mı? -
Kızım
gecenin bu saatinde Halife Ömer nereden görecek? Diyen anneye: -
Anne!Anne!
Halife Ömer görmese bile, her şeyi gören ve bilen Cenab-ı Hakk’ın
görmemesi mümkün mü? Diye haykıran kızın bu hali Allah
korkusundan başka ne ile izah edilebilir? GÜNAHA
GİRMENİN ALTI ŞARTI Günahlarından
kurtulmak için çareler arayan ve kötülüklerden kendini alamayan bir mü’min,
İbrahim Edhem’e başvurmuş. Adam: -
Efendi
Hazretleri, ben günahlarından dolayı elem ve keder çeken biriyim. Ne
olur bana biraz nasihat et de, bir türlü terk edemediğim şu günahlarımdan
vazgeçeyim, gönül huzuru içinde sürdüreyim hayatımı! Büyük
veli bakmış adamın yüzüne, samimiyet derecesine. Sonra şöyle demiş: -
Sana
altı tane nasihat vereceğim, eğer bunları tutarsan vicdan azabı veren
günahlarını kolayca terk edersin. Adam
heyecanlanmış: -
Altı
tanecik nasihatte ne var ki, sen buyur, hemen tutarım. İbrahim
Ethem de başlamış anlatmaya: -
Sen
demiş, günah işleyeceğin zaman iyi düşün, kendisine karşı isyan
edeceğin zatın mülkünde oturma, çık git. O’nun dışında işle günahını! Adam
şaşırmış, gülümsemiş: -
Bu
mümkün mü? O’nun mülkü olmayan yer var mı ki? Sen ötekini söyle. -
Günaha
cüret edeceğin zaman iyi düşün. İsyan edeceğin zatın sana verdiği
rızkı da yememeye söz ver, ondan sonra isyan et! -
Bu
da mümkün değil. Ben O’nun verdiği rızkı yemeden nasıl yaşarım?
Başka rızık veren yok ki, onunla yaşayayım. Sen ötekini buyur. -
Günah
işleme fikri gelince Allah ’ın görmeyeceği yere git. Allah ’ın hükmünün
geçmeyeceği bir yerde işle. Ta ki hesap verirken, ben günahı başkasının
mülkünde, senin hükmünün geçmediği bir yerde işledim, diyebilesin. -
Bu
nasıl mümkün olur? Allah ’ın görmeyeceği yer yok ki oraya gideyim. -
Peki
demiş İbrahim Edhem, mülkünde oturduğun, verdiği rızkı yediğin
zata, hem de O’nun murakabesi altında isyan etmek revâ mı? Adam
düşünmeye başlamış: -
Değil,
değil! Demiş. Sen ötekileri buyur. İbrahim
Edhem de devam etmiş: -
Azrail
gelince karşı koy ve de ki: “Benim kılınacak kaza namazlarım, ödenecek
kul borçlarım var. Mühlet ver de onları kılayım, o borçları ödeyeyim,
ondan sonra gel!?” -
Bu
da mümkün değil. Ecel gelince durdurmak olur mu? Azrail’in şimdiye
kadar kim durdurabilmiş ki ben durdurayım? Ölümün ileri veya geri alınmayacağını
bilmiyor musun ya İbrahim? Sen ötekileri buyur. -
Kabre
girince gelen sual meleklerine de ki: “Ben sizi tanımıyorum,
suallerinize de cevap vermiyorum, çekilin gidin buradan!” -
Buna
kimin gücü yeter? Böyle diyecek bir babayiğit henüz anasından doğmamış.
Sen ötekini buyur. -
Mahşer
yerine varınca sevab ve günahlarının tartıldığı sırada, terazinin
günah tarafına bak, günahın fazlasını al götür, kimsenin görmeyeceği
bir yere sakla. Böylece günahından kurtul. -
Bu
mümkün mü? Melekler var, koskoca mahşer halkı orada. Tek günahımı
bile bağışlamazlar bana. Hepsi de terazinin gözünde tartılır,
benden hesabını sorarlar. -
Öyle
ise, demiş İbrahim Edhem. Azrail’i durduramıyorsun, sual meleklerine
karşı koyamıyorsun, hesabını vereceğin günahlarının tekini dahi
saklayamıyorsun, günaha nasıl cesaret ediyor, nasıl işliyorsun, reva
mı bu? Adam
ellerini kaldırmış: -
Teslim!
Ya İbrahim, teslim, demiş.
Bundan sonra günah işleyeceğim zaman bunları tek tek hatırlayacağım,
sonra da nefsime diyeceğim ki: -
Ey
nefis! Mülkünden dışarı çıkacaksan, verdiğin rızkı yemeden yaşayacaksan,
görmediği yeri bulacaksan, Azrail’e dur diyeceksen, sual meleklerini
kovabileceksen, günahlarından fazla gelen kısmı saklayabileceksen ben
de seninleyim, işleyelim günahı. Bunları yapmaya muktedir değilsen ey
nefis, hiç boşuna uğraşma, sana günah falan işletmem, otur oturduğun
yerde? Ne
dersiniz bu nefis kavgasına? İbrahim
Edhem hazretlerinden nakledilen bu hikâye Allah
korkusunu kalbe yerleştirebilmek için yeterli malzemeyi ihtiva
etmektedir. İnsaf sahibi kimselere bu nasihatler tek bir yol gösterir: O
da tevbe etmek ve Allah korkusu
üzere olmak.[17] YEDİ
SINIF ZÜMRE
Ebu
Hureyre (r.a.), Peygamberimiz’in (s.a.v.) şöyle buyurduklarını
rivayet etmiştir: “Yedi
(sınıf) kimseyi Allah ü Teâla kendi gölgesinden başka gölge olmayan
(kıyamet) gününde kendi gölgesi altında barındıracaktır. Bunlardan
birincisi adil imam: ikincisi Rabbine (itaat ve) ibadetten zevk alan, neşe
duyan genç; üçüncüsü gönlü mescitlere bağlı olan kimse; dördüncüsü
Allah yolunda sevişen
(birbirine muhabbet eden) sevişip buluşmaları da, ayrılmaları da buna
bağlı olan iki kimsenin her biri; beşincisi zengin ve güzel bir kadın
kendisini birleşmeye davet ettiği halde, eline böyle bir fırsat geçtiği
halde “Ben Allah ’tan korkarım” diyerek haram işlemeyen erkek; altıncısı
infak ettiğinden solundaki haberdar olmayacak kadar gizli sadaka veren
adam (yani sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyen...); yedincisi de
tenhada (lisanen veya kalben) Allah ’ı zikredip (yaş ile dolup) taşan
kişi.”[18] Bu
yedi sınıf zümreyi kısaca tanıyalım: 1.
Adil yönetici: Hadis-i şerifte “İmamül adil” şeklinde
geçen ibarede “imam” en yüksek devlet adamından başlayıp yetki ve
idaresi altında üç beş kişi de olsa her türlü mevki ve makam
sahibini içine alır. “Adilün” kelimesi ise bizim bildiğimiz hukuki
manada suçluyu suçsuzu ayırt etmekten daha geniş ıstılahı tabiriyle
her konuda hakkın tatbiki, Allah ’ın emirlerine uyulması demektir. 2.
Rabbine (itaat ve ) ibadet için (yaptığı ibadetten zevk alan,
neşe duyan) genç: İbadet yaşlısıyla genciyle her mükellefin
yapmak zorunda olduğu bir borçtur. Ancak dünyalık işlerini yoluna
koymuş emekliye ayrılmış bir ihtiyarın kimi zaman boş vakitlerini değerlendirme
türünden bir hobi gibi yaptığı ibadetle, nefsinin, arkadaşlarının
ve gayr-i İslâmi çevrenin kendisini etkileyen her türlü cazibesine
karşı koyarak Rabbini unutmayan ve ona kulluk eden gencin durumu elbette
farklıdır. İşte böyle bir genç Allah ’ın kendisiyle meleklere
bile övündüğü ve Arşının gölgesinde barındırmakla mükâfatlandırdığı
yüce bir mertebeye erişir. 3.
Gönlü mescidlere bağlı olan kimse: Mescidler günümüzdeki
sınırlı kullanış şeklinin aksine mü’minlerin hayatının her
safhasını kuşatan merkezler olmalıdır. Gerek ibadetin önemli her
meselenin halledilmesi için müslümanlar mescidlere yönelmeli ve
kalpleriyle ona bağlanmalıdır. 4.
Allah yolunda sevişen
(birbirine muhabbet eden), sevişip buluşmaları da buna bağlı olan iki
kimseden her biri: Kıyâmet günü kendileri peygamber, şehit ve sıddık
olmadıkları halde arşı sağında minberler üzerinde kurulmuş yüzleri
nur gibi parlayan bazı cennetlikler vardır. Ehl-i cennet bunlar
imrenerek kim olduklarını sorunca kendilerine: “Onlar Allah
için sevişenler, Allah için
birbirlerini sevenler” buyurulur. Aralarında hiç akrabalık, menfaat
ilişkisi, korku, göze girme, dalkavukluk vb. hiçbir etken olmadan değişik
memleket veya mahallelerden bir araya gelerek sohbet edenler Allah
için birbirini sevip muhabbet besleyenler işte böyle bir
mertebeye erişir. 5.
Zengin ve güzel bir kadın kendisini birleşmeye, zina etmeye
davet ettiği halde, eline böyle bir fırsat geçtiği halde “Ben Allah
’tan korkarım” diyerek reddeden kişi: Güzel bir kadın, kendi
teklifiyle bir erkeğe gelip şehevi arzularının tatmini için nefsini
ona arzedince bir erkek sadece Allah
korkusundan bu teklifi reddederse işte bu gerçek manada bir
“cihad-ı ekber”yani yapılması çok zor olan en büyük cihattır.
Asıl pehlivan güreşte rakibini alt eden değil, bu misalde geçtiği üzere
nefsinin arzularına gem vurarak sabreden kişidir.” 6.
İnfak ettiğinden solundaki haberdar olmayacak kadar gizli sadaka
veren adam (sağ eli ile verdiğini sol eli bilmeyen): Sadakayı gizli
vermek hem veren için riya ihtimalini ortadan kaldırır hem de verilenin
haysiyet ve onurunu rencide etmez. Aynen gizli tutulan oruç gibi. Bu
halde Allah ’ın çok hoşuna gidiyor ki, böyle davrananlara Arşının
gölgesinde özel muamele ile ikramda bulunuyor. 7.
Tenhada (lisanen veya kalben) Allah ’ı zikredip de yaş ile
dolup taşan kişi: Tenha gizli yerlerde hiçbir riya şüphesi
olmadan Allah ’ı anıp günahların çokluğu ve O’nun azabının dehşetinden
korkarak ağlayan kimse, gözünden dökülen her damla yaşla günahlarından
da arınmış olur.[19] Cenab-ı
Allah , hadis-i şerifte geçen bu yedi sınıf zümreden birine gidip,
Allah ’ın gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı o kıyamet gününde
bizi Allah ’ın gölgesi altında gölgelendirsin... Zengin
ve şeref sahibi güzel bir kadının zina teklifini reddeden kimse;
“Ben Allah ’tan korkarım” derken, hesap gününü düşünüyor
demektir. Nefse çok cazip gelen bu teklifi reddetmek takva ile, ancak
Allah korkusu ile mümkün
olur. ALLAH
KORKUSUNDAN AĞLAYAN GÖZ “Ebu
Hureyre’den (r.a.) rivayete göre, Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sağılan
süt memeye girmediği gibi, Allah korkusundan
ağlayan kimse de Cehenneme girmez. Allah
yolunda çarpışırken husule gelen tozla cehennemin dumanı birleşmez.”[20] NİÇİN
GÜLÜYORSUN? Tabiinin
büyük alimi Hasan Basri, bol bol kahkahalar atan bir delikanlı görür
ve aralarında şu konuşma geçer: -
Oğlum
sıratı geçtin mi? -
Hayır... -
Gideceğin
yerin cennet veya cehennem olacağını biliyor musun? -
Hayır... -
O
halde bu kahkaha nedir? Delikanlı’nın
bir daha güldüğü görülmedi.[21] Ashab-ı
Kiram’dan Muaz b. Cebel’in (r.a.) şöyle dediği nakledilir: -
Sırat
köprüsünü geçinceye kadar mü’minin huzuru olmaz.[22] AZ
GÜLMEK ÇOK AĞLAMAK Allah
Teala Hazretleri: “Artık
kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!”[23]
buyurmuştur. Peygamberimizden nakledilen bir hadis-i şerifin meali şöyledir: “Muhakkak
ben sizin göremediğinizi görüyor, bilmediklerinizi biliyorum. Gökyüzü
meleklerin ağırlığından gıcırdadı. Gıcırdamakta da haklı idi.
Çünkü orada bir meleğin secdeye koymadığı dört parmak kadar boş
bir yer bile yoktu. Vallah
i eğer benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız az güler çok ağlardınız.
Döşek üzerinde kadınlarla bulunmaktan zevk alamaz. Allah ’a feryat
ederek yollara, sahralara dökülürdünüz.”[24] EN
ÇOK ALLLAH’TAN KORKAN Allah
Teala insanlar arasında birbirinden üstün olmayı sadece Allah
korkusuna ve bu korkunun derecesine bağlamıştır. Bir ayet-i
kerimede şöyle buyurulur: “Hiç
şüphe yok ki Allah ’ın yanında en şerefli ve en değerli olanınız
O’ndan en çok korkanınızdır.”[25] Bir
başka ayet-i kerime: “İman
eden ve salih ameller işleyenlere gelince onlar insanların en hayırlılarıdır.
Onlar Rab’lerinin yanındaki mükafatları alt tarafından ırmaklar
akan Adn cennetleridir ki, Onlar ebedi olarak kalacaklardır. Allah
onlardan razı olmuştur, onlar da Allah ’tan razı olmuşlardır.
İşte bu mükâfat: Rabbinden korkan kimseye aittir.”[26] Yahya
b. Muaz’a soruldu: -
Kıyamet
günü insanların en emin olanı kimdir? -
Dünyada
Allah korkusu üzere yaşayandır. Hasan
Basri’ye sordular: -
Ne
yapalım? Öyle kimselerle sohbet ediyoruz ki, kalbimiz yerinden kopacak
şekilde bizi korkutuyorlar. -
VAllah
i emniyet gelinceye kadar sizi korkutanla oturmak, korku gelinceye kadar
emniyette bulunanlardan daha iyidir. HER
NEREDE OLURSAN OL ALLAH ’TAN KORK Peygamber
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Her
nerede olursan ol, Allah ’tan kork. Kötülüğün peşinden bir iyilik
yap ki onu mahvetsin. İnsanlara da güzel ahlâk ile muamele et.”[27] Hadis-i
şerif, Yüce Allah ’tan korkmamızı emrediyor. Hayatımıza yön
verecek olan, her nerede olursak olalım bizim her yaptığımızdan
haberdar olan, yarın hesap gününde bütün bunları karşımıza çıkaracak
olan Allah ’tan korkmamız emrediliyor. AĞIZLARIN
MÜHÜRLENDİĞİ GÜN Evet,
bir gün ağızlar mühürlenecek. Konuşan diller susacak. Bakınız
Allah ü Teala şimdiden haber veriyor: “İşte
o gün ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur, ayakları da
yaptıklarına şahitlik eder.”[28] O
gün konuşan diller değil, eller olacak. Yani kalem tutan eller, duaya
kalkan eller, o gün konuşacak. Yürüyen ayaklar da şahitlik edecek.
Çünkü çok konuşan ağızlarımıza o gün mühür vurulacak. ALLAH
’TAN KORKMANIN FAYDASI Allah
ü Teala, kendisinden korkmamızı emrederken, buna karşılık olarak bir
takım vaadlerle bulunarak, mü’min kullarına müjde vermiştir. Bakalım
Allah ’tan korkmak ne fayda sağlıyor? “Ey
iman edenler! Eğer siz Allah ’tan korkarsanız. O size (hakla batılı)
ayıracak bir anlayış (ve bir nur) verir. Günahlarınızı örtbas
eder. Allah , çok büyük lütuf sahibidir.”[29] Ayet-i
kerime eğer Allah ’tan korkarsak: Allah ü Teala: 1.
Hakla batılı ayıracak bir anlayış (ve bir nur) verecektir. Her
hususta hıyanetten sakınır, takvaya sarılırsanız, size bir ayırım
gücü ihsan eder. Maddi ve manevi alanda öyle bir farklılık ve imtiyaz
bahşeyler ki iyiyi kötüden, temizi pisten ayırır, sizi her türlü
fenalıklardan uzak tutar ve farklı duruma getirir. Furkan:
Fark ve temyiz veya fârık demek olduğu gibi, sabah anlamına da gelir.
Nitekim, sizi gecenin karanlığında bir tanyeri gibi parlak ve aydınlık
bir toplum yapar, farklı ve imtiyazlı bir duruma getirir, parlatır da
parlatır, şan ve şerefinizi bir nur gibi ufuklar yapar. 2.
Günahlarımızı toptan keffârete uğratır, ayıplarınızı örter,
dünyada kimseye göstermez. Ve bizi mağfiret eder, ahirette günahlarımızı
bağışlar.[30] Ehl-i
marifet (erenler) diyor ki: “Dört
şeyi dört şey ile yıkayınız: Yüzlerinizi göz yaşlarınızla,
dillerinizi Allah ’ı zikir ile, gönüllerinizi Allah
korkusu ile günahlarınızı tevbe ile (yıkayınız.)” ALLAH
’TAN KORKU NASIL OLMALIDIR? Korku
ümitsizlik doğurmamalı. Yani Allah ’tan korkan kul, O’nun
rahmetinden ümidini kesmemelidir. Bilmelidir ki, Allah ’ın rahmeti
sonsuzdur. Allah ’ın rahmetinden ümit kesmek doğru değildir. Korku
ile ümit arasında yaşamak daha doğrudur. Kişi hem Allah ’tan
korkmalı, hem de O’nun rahmetini ümit etmelidir. Allah
’tan hakkıyla korkmayı, İbn-i Abbas ve İbn-i Mes’ud (r.a.): “İtaat
etmektir, isyan etmemektir” diye açıklamışlardır. Bazı alimler de:
“Hep Allah ’ı unutmamaktır” diye açıklamışlardır.[31] ALLAH
KORKUSUNUN ALAMETLERİ İlk
bakışta her insan Allah ’tan korktuğunu söyler. Hatta halk arasında
“Allah ’tan korkmayan taş kesilsin.” Ve “Allah ’tan korkmayan
kuldan utanmaz.” Sözleri çok
kullanılır. Hakikatte
bir insanın Allah ’tan korkmasının belirtileri, alâmetleri vardır
ve olmalıdır. Mü’min yalnız Allah ’tan korktuğunu dili ile söylemekle
yetinmemelidir. Bütün azaları ile Allah ’tan korkmalı, her azasını
haram ve kötülük işlemekten men etmelidir. Nitekim
Ebulleys (Fakih) der ki: “Yüce Allah ’tan korkmanın alâmetleri yedi
şeyde belli olur”: 1.
DİLDE: Zira müslüman yalan söylememek, gıybet ve iftira
etmemek, insanların arasını bozmamak, fuzuli söz söylememek ile Allah
’tan korktuğunu ortaya koyar. Allah ’tan korkan insan, dili ile
Kur’an okur, hak ve hakikatten bahseder. Allah ’ı çok çok zikir
yapar, ilimle meşgul olur. Bu hareketleri ile onun Allah ’tan korktuğunun
alameti sayılır. 2.
ELDE: Allah ’tan korkan müslüman harama el uzatamaz. Elini
Allah ’ın rızası olan şeylere, helal ve itaat olan şeylere uzatır.
Müslüman elini Hakka uzatmalı, hakkı tutmalı. Eli ile mazluma
zulmetmemeli. Yetimin başını okşamalı, sırtını sıvazlamalı.
Eline Allah ’ın kitabı Hz. Kur’an’ı alıp okumalıdır. 3.
KALPTE: Allah ’tan korkan müslüman, kalbinden kin ve
intikam duygularını, buğz ve düşmanlık hislerini, hased gibi
iyilikleri mahveden kötü düşünceyi atar. Allah
adını zikreder. Kalpleri titrer. Cenab-ı
Hak şöyle buyuruyor: “Mü’minler
ancak, Allah anıldığı
zaman kalpleri (yürekleri) titreyen, kendilerine Allah ’ın ayetleri
okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen
kimselerdir.”[32] 4.
GÖZDE: Allah ’tan korkan insan, gözü ile, haram olan şeylere
bakmaz. Dünyaya bakarken, rağbet gözü ile, ibret nazarı ile bakar.
Kendisi için helâl olmayan hiçbir harama bakmaz. Allah ’tan korkan müslüman,
başkalarının ırz ve namusunu kendisinin ırz ve namusu kadar aziz ve
muhterem bilir. Şeytanın zehirli oku mesabesindeki kötü bakışlarla
harama bakmaz. 5.
MİDEDE: Allah ’tan korkan insan midesine haram lokma koymaz.
Çünkü haram yemek büyük günahlardandır. Allah ’a ve ahiret gününe
inanan ve Allah ’ın azabından korkan insan haram yiyemez. Midesini
haram lokmalarla dolduramaz. Dünyada haramdan zevk alıp, ahirette
cehennemde yanmayaı asla göze alamaz. 6.
AYAKTA: Allah ’tan korkan mü’min ayağı ile haramın işleneceği,
Allah ’a isyan edileceği yerlere gitmez, gidemez. Allah ’ın rızasını
kazanacağı yerlere, ibadet ve taat yapılacak olan mabedlere gider.
Salih insanların ve alimlerin meclislerine devam eder. Allah ’ın rızasını
buralarda bulmaya çalışır. Meyhane, kumarhane gibi gayr-i meşru
yerlere adımını asla atmaz. 7.
TAATİNDE: Allah ’tan korkan müslümanın ibadet ve taati
ancak Allah rızası için
olur. Amel ve ibadetinde riyadan, nifaktan korkar. Yaptığı her şeyi
ihlasla ve Allah ’ın rızası için yapar. Mü’min
yukarıda sayılan yedi vazifeyi yaptığı zaman artık o, Allah
Teala haklarında: “Ahiret
(cennet) ise, Rabbinin katında, takva sahipleri içindir.” [33]
buyurduğu bahtiyarlardan olur. Müttekiler sınıfına girmiş olur. Hz.
Ebu Bekir (r.a.) halife seçildiği zaman irad ettiği hutbede: “Biliniz
ki zekilerin en zekisi Allah ’tan korkandır. Ahmakların en ahmağı
ise günahkâr olandır.” Demiştir. KORKULMAYA
EN LAYIK OLAN ALLAH ’TIR “Eğer
(gerçek) mü’minler iseniz, korkmanız gereken yalnızca Allah ’tır.”[34] Allah
’tan başka bir kimseden korkmamak, yalnızca O’ndan korkmak gerekir. GÜCÜNÜZÜN
YETTİĞİ KADAR ALLAH ’TAN KORKUN “Gücünüzün
yettiği kadar Allah ’tan korkun. Dinleyin, itaat edin. Kendi lehinize
(mallarınızdan) Allah yoluna
harcayın. Kim nefsinin aşırı cimrilik, kıskançlık ve ihtirasından
korunursa, işte onlar muradlarına eren, umduklarına kavuşanlardır.”[35] ALLAH
KORKUSU KÖTÜLÜKLERİ ÖNLER Bugün
kötülükleri önlemek için fertler, devletler ve milletler birçok
medoda başvurmuşlar, fakat umduklarını elde edememişlerdir. Hırsızlık,
yağmacılık, dolandırıcılık, rüşvetin vs. önüne geçememişlerdir.
Bu türlü kötülükler, kanunlarla, beşeri tedbirlerle önlenememiştir.
Haram ve yasakları beşeri tedbirlerle insanların gönlünden çıkarıp
atamayız. Harama dalmak, kötülük yapmak beşerin nefsani arzusuna hoş
gelir. Şeytan da bunu destekleyince kişi haramı işler, kötülüğe
dalar. Zina yapar, hırsızlık yapar, rüşvet alır, başkasının hak
ve hukukuna tecavüz eder. Kanuni müeyyidelerle, polisiye tedbirlerle önüne
geçilmez, bu güne kadar geçilememiş olması da geçilemeyeceğinin bir
delilidir. Bununla
beraber, insanların kalbine Allah korkusu
aşılanabilir, onlara yaptıkları kötülüklerin ahirette hesabını
verecekleri inancı aşılanırsa, bekçinin, polisin, kanun adamının görmediği,
bulunmadığı yerlerde bile, Allah ’ın her şeyi gördüğü, yapılan
bütün işleri bildiği inancını taşıyan insan kötülük yapamaz. Kötülük
yapmak içinde kendinde bir cesaret bulamaz. Yapacağı kötülüğün yanında
kalmayacağını, ahirette bunun hesabını vereceğini düşünen ve bu
gerçeğe inanan haramı işlemez, kötülük yapamaz. Hırsızlık,
vurgunculuk yapamaz, rüşvet alamaz, kul hakkına tecavüz edemez. Rüşvet,
sosyal bir afettir. Harama sapanlar ruh hastasıdır. Rüşvet, iman zayıflığından
kaynaklanıyor. Rüşvet hem fertlerin hem de toplumların emniyet ve
huzurunu bozan sinsi bir hastalıktır. Bunun önüne geçmek de cemiyetin
diğer ölçülerinin fertlere benimsetilmesiyle olur. Allah
korkusu, insan sevgisi, mesuliyet duygusunun fertlerin kafa ve
kalplerine yerleştirilmesiyle rüşvet ve suistimaller önlenebilir. EN
GÜÇLÜ ZABITA KUVVETİ ALLAH KORKUSUDUR Cemiyet
hayatına göz attığımızda Allah
korkusunun hakim olduğu sulh, sükûnet, emniyet ve huzur görmekteyiz.
Nitekim 200-300 kişilik toplantı salonlarında polis memuru bulundurma lüzumu
hissedildiği halde; 20-30 bin mü’minin bulunduğu camilerimizde zabıta
gücüne ihtiyaç duymayışımız bunun en güzel örneği değil midir?
Bunun için diyoruz ki: “En güçlü zabıta kuvveti Allah
korkusudur” Vicdanlara bu duygu yerleşince toplumda haksızlık,
yolsuzluk, ahlâksızlık kalmayacaktır. Çünkü: Allah
’tan korkan bir tüccar, müşterisini aldatmayacaktır. Allah
’tan korkan bir işveren ücretliye, ücretini alnının teri kurumadan
verecektir. Allah
’tan korkan bir amir, memuruna zulmetmeyecektir. Allah
’tan korkan bir hakim, adaletle hükmedecektir. Allah
’tan korkan bir memur aldığı maaşını helal ettirme gayreti içinde
olacaktır. Özetle,
Allah ’tan korkan bir müslüman mesleği ne olursa olsun, hiçbir zaman
haksızlık ve yolsuzluk yapmayacaktır. TAKVA’NIN
ALAMETLERİ Takva’nın
alameti kişinin on şeye riayetiyledir. 1.
Dilini gıybetten korumak. 2.
Kötü zandan kaçınmak. 3.
İnsanları alaya almaktan sakınmak. 4.
Gözlerini harama yummak, harama asla bakmamak. 5.
Dilini yalandan korumak. (Dinin cevaz verdiği haller hariç) 6.
Allah ’ın kendisine verdiği nimetleri kabul ve itiraf etmek. 7.
Malını batıl değil, hak yolla harcamak. 8.
Kendisi için büyüklük ve üstünlük taleb etmemek. 9.
Beş vakit namazı tadil erkân üzere, tam tamına kılmak. 10.
Peygamberimizin yaşadığı İslam ahlâkı üzere bulunmak. Ka’bul
Ahbar (r.a.) buyuruyor ki, Allah ’a yemin ederek, “Allah |